Kapattım gözlerimi...

Yıkık bir tren istasyonunun içerisindeyim. Parmaklarını ısıtmak için ceplerini aramaya koyulmuş, yaşlı bir bayanla karşılaşıyorum. Kıvırcık saçları ağarmış, kar taneleri buklelerinin içerisine saklanmış zarif bir bayan...

Sevdiklerini ve sevmediklerini yitirmiş bir bayan...

Doğum gününü unutmuş bir bayan...

Anne ve babasının vefatının üzerine bilmediği topraklarda nefes almaya çalışan bir bayan...

Yalnız yapayalnız bir bayan...

Gözlerimi açtığımda Kırşehir'de idim. Yaklaşık 6 yaşlarında iken izlediğim "Zaman Makinesi" filminin içerisinde bulmuş gibiyim kendimi. Filmde deniliyordu ki : "Herkesin bir zaman makinesi vardır. Bizi geçmişe götürenler anılarımız, geleceğe götürenler ise umutlarımızdır."

 

Tebessüm ettim, sonrasında sizlerden aylardır niçin bu kadar uzak kaldığımı yazmaya koyulacaktım.

Çocukluğum bölgeler arası köprü kurmak ile geçmişti. O yüzden benim memleketim tek bir şehir değil, Anadolu'nun tüm topraklarıydı. Yaşadığım şehirleri memleketim kıldım. Havasına karıştım, bulutlara tutundum ve tüm şehre yağmur olup yağdım.

Tarih öğretmeni olmuştum seneler sonrasında...

Güzel öğrencilerim oldu. Onlarla hayallerine dair konuşuyordum, Kurtuluş Mücadelesinden bahsediyordum ve ideallerinden

hiçbir zaman vazgeçmemelerini belirtiyordum. Öğretmen olunduğunda , anne kimliğine de bürünüldüğünü son dersim de fark etmiştim. Sahi idealler? İdeallerimize kaçımız sahip çıkmıştık? Küçük bir kız çocuğu iken en büyük hayali senaristlik olan Rukiye şimdi öğrencilerine ideallerine sıkıca tutunmaları gerektiğinden söz ediyordu. Sonrasında da ekliyordu "Evlatlarım birgün fikirleriniz değiştiğinde hayallerinizi karanlık odalara hapsetmeyin, bırakın gün ışığında kalsınlar." Ben Fatma öğretmenimin söylediklerini hiç unutmamıştım, onlar da beni unutsunlar hiç istemedim.

Üç ay içerisinde bir insanın hayatı nasıl değişebilirdi?

Bir bebek doğabilirdi.

Ağabeyimin bir oğlu olmuştu!

Sevdiğin birini ebediyete uğurlayabilirdin.

Saçların uzardı...

İklim değiştirirdin...

Benim saçlarım uzamıştı. Yeşil ve mavinin ikliminden, kır iklime anne ve babamın yanına döndüm. Sabahları erken uyandım. Kahvaltı sofralarını ben hazırladım yıllardır çok uzağında yaşadığım evimin duvarlarını yabancıladım. Her sabah camımın altında duran Ulu Çınar'a günaydın dedim. Ekmek almaya ben gittim! Elma poşetini taşırken hep bir tane düşürerek merdivenleri çıktım. Sıcak çorbalar içtim.

 

Ve....

Yüzlerce, binlerce fotoğraf çektim. Her birinin hikayesini yazdım. Kozalaklar topladım,onlara isimler verdim, çalışma masamda onları seyrettim. Okuyamadığım kadar çok kitap okudum. Sözsüz müziklerde dans ettim. Ağladım mı? Çok ağladım.

Hastahanede babamı ziyaret ettim. Evime üşüyerek ve gözyaşı dökerek döndüm. Günler geçti, yorgun babamı evimizde sevinç içerisinde karşıladım.

Sabahlara dek Merve'yi aradım. Merve mi? Yakın ve kadim dostumdur kendisi... Güzel yemek tarifleri aldım. Bazen yapamadım , bazen de yapmışım gibi sevindirici yorumlarla karşılandım. Evime sebzeler aldım. Hem de pazarlık yaparak! Dolmuşlarda artık "1 kişi uzatır mısınız?" diyordum. Öğrenciliğimi uğurlamıştım. Seyahatlerime ara vermiştim. Siz okurlarımdan uzak kalmıştım. 3 ay içerisinde bir insan ne kadar değişebilirse o kadar değişmiştim. Belki de buz olmuş, sonrasın da suya dönüşmüştüm. Kim bilebilir?

Dik durmayı öğretmişti bu üç ay...

Huyların hiçbir vakit terk edilmediğini de...

Dinlemiştim ve dinlenmiştim.

Kahvemi yapıyor, camımın ardındaki dünyayı, büyük kupamla beraber seyrediyorduk. Sevdiklerime armağanlar alıp ardımda güzel hikayeler sıralıyordum.

Yaşıyordum!

Anne ve babam benimle idi!

Sizlere bu satırları yazabilen parmaklarım vardı!

...ve bir gökyüzü kadar kuşlarım!

Dahası?

 

Yüce Tanrım bana bahşettiğin tüm güzellikler için sana şükranlarımı sunarım...


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.