Ünlü filozof Halil Cibran, "Ermişin Bahçesi ve Yeryüzü Tanrıları" adlı kitabının bir bölümünde aşağıdaki sözleri söyler:

"Arkadaşlarım, yoldaşlarım inançlarla dolu ama dinden yoksun bir topluma acıyın...ödemediği elbiseleri giyen, ekmediği ekmeği yiyen ulusa acıyın.. Kabadayıyı kahraman diye öven ve parıltılı istilaları bereket sanan ulusa acıyın. Düşlerdeki tutkuyu hor görüp uyanışına teslim olan ulusa acıyın. Ve en önemlisi BİLGELERİ GİTTİKÇE SESSİZLEŞEN ULUSA ACIYIN..."

Cibran'ın belirttiği gibi bilge kişiler susuyorsa ortada ciddi bir sorun vardır. Evet gerçekten de çok doğru bir tespit. Maalesef bu süreçte halkı aydınlatması gereken bazı aydınlarımız susmaktadır. Peki bu aydınlarımız neden susmaktadır?

 Allah'ın huzurunda, alimlerin ortamında ve cahillerin yanında "SUS"un derler. Belki bazıları konuştukları ortamlardakileri cahil olarak nitelendirip gereksiz zihinsel geviş getirme olayına girmemek için susuyor olabilirler. Ama cahillerin bulunduğu ortamda konuşarak onları aydınlatma fırsatımız olduğu halde kendi içimizde "siz konuşun aslında ben sizin konuştuklarınızı en iyi şekilde biliyorum" diye düşünerek susuyor isek bunun aslında kibir olduğunu da unutmamalıyız.

Bazı bilgeler konuya tam hakim olmadıklarını ve kendilerinden daha otorite olarak kabul ettikleri kişilerin konuşmasını düşündükleri için de sessiz kalıyor olabilirler. Bu hocalarımıza da saygımız sonsuzdur. Ama ortada bir yanlışlık, haksızlık var iken kendine zarar gelir korkusuyla korkarak sessizleşen kişilere saygımız olmalı mıdır tartışılması gerekir.

Bir kitapta "entelektüel aydın" halkı aydınlatan, sahip olduğu bilgileri halkın anlayabileceği şekilde sunabilendir şeklinde bir tanım vardı. Bu tanım çok hoşuma gitmişti. Önemli olan bir akademisyenin "mükemmel" olması, her şeyi bilmesi değil, mükemmil olabilmesi yani başkalarını da mükemmel yapabilmesidir.

            Ülkemizde maalesef bu konuda ciddi bir sorun bulunmaktadır. Çok sevdiğim Prof. Dr. Mustafa Ergun hocam bir toplantıda "Önceden toplumları yönetmek için cahil bırakırlardı. Şimdi yönetmek için eğitiyorlar." demişti. Bu görüş çok ciddi felsefi ve sosyal temelleri olan bir görüşe dayanmaktaydı. Ülkemize baktığımızda acaba doğru mu diye düşünmekten insan kendini alıkoyamıyor. 

Yaklaşık bir yıl önce Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı, "Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor cahil kesime güveniyorum" demişti ve neredeyse linç edilecekti. Aslında söylediği şeyde çok doğru tespitler vardı ama belki de söylendiği bağlam farklı yorumlara yol açmıştı. Diğer taraftan bu konuda Ziya Gökalp tarafından yıllar önce yapılmış olan bir tespit de bu konu ile ilgili iyi bir örnektir. Ziya Gökalp'e göre;

"Türkiye'yi diğer ülkelerden ayıran hususi bir hal var: Başka milletlerde en seciyeli ve ahlaklı kimseler tahsilde en ziyade ileri gitmiş fertler arasından çıktığı halde, bizde ekseriyetle bunun aksi oluyor. Türkiye'de vatan için zararlı adamlar okullardan nasip alanlardır. Buradan şu sonuç çıkarılabilir:  Türkiye'de okullar terbiye ettiği ferdin ahlak ve seciyesini bozuyor."

Aslında düşünecek olursak okumuş kişilerin bu ülkeye verdikleri zarar okumamış diye nitelendirdiğimiz kişilerin verebileceği zarardan daha büyük olabilir. Bilge kişilerin en büyük zararlarından biri de topluma katkılarının olmaması olarak kabul edilebilir. Sonuç olarak bilginler toplum için var olmalıdırlar. Bilgelerin sessizleşmesi veya sessizleştirilmesi ülkemiz lehine olmayacaktır. 


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.