Son zamanlarda üzücü bir şekilde kadınları fitne olarak gören çağ ve akıl dışı bir zihniyetin sosyal medyada tabiri caiz ise hortlaması, en yakınımızdan en uzağımızdaki kadın diye tabir edilen; annelerimizi, eşlerimizi, kardeşlerimizi, kız çocuklarımızı ve bizleri derinden etkilemiştir.

            İnsanlık tarihi kadın ve erkek ile başlamış ancak annelik gibi kutsal bir görev üstlenmesi kadına verilen üstün bir vasıf olmuştur.

            Paleotik çağdan kalan kadın heykellerinde bereket sembolü olarak kabul edilmiş ve kutsal sayılmıştır. Neolitik çağda ise yerleşik düzene geçilmesi ile sosyal hayat şekillenmeye başlamış ve yine kadın üreme ve çoğalmanın ana figuranı kabul edilerek ona kutsaliyet verilmiştir.

            Zamanla sınıf-cinsiyet ayrımı ve kölelik gibi durumların ortaya çıkması fiziken daha zayıf olan kadınları olumsuz etkilemiştir. Semavi olmayan dini inanç sistemlerinde ve bazen de semavi dinlerdeki yozlaşmalara paralel olarak kadın ikinci plana itilmiştir.

            Kadim medeniyetlerde kadının yerine baktığımızda; ilk akla gelen Eski Mısır’da kadınlar toplumsal olarak nüfuzlu ve saygın bir yere sahip olduğunu görürüz. Evde eş olarak rolü olduğu gibi saraylarda veya tapınaklarda görev yapanlara ve hatta eski Mısır’ın siyasi sistemine göre tahta çıkanlara da rastlanmaktadır.

            Eski Yunan ve Roma medeniyetinde ise; kadın çoğu zaman alınıp satılabilen bir meta ve cinsel bir obje olarak görülmüştür. Yedinci yüzyıldan sonra Avrupa’da kiliselerin toplum üzerinde baskısından kadınlar da nasibini almış; bazen bir cadı bazen bir şeytan ve bazende bir lanetli olarak görülmüştür. Bu suçlamaların sonunda çoğu kadın idam bile edilmiştir.

            Arap kültüründe ise islamiyet öncesi cahiliye devrinde kız çocukları; utanç kaynağı, geçim sıkıntısı veya mallarının bu kız çocuklarının vasıtası ile evlenecekleri kişilere geçeceğini düşünerek diri diri gömülmüşlerdir. Bu durum peygamberimiz ile birlikte yasaklanmış ve Yüce Allah tekvir süresinde ‘’ diri diri gömülen kız çocuğu hangi günahtan öldürüldüğü sorulduğu zaman’’ ayetini indirmiştir. Arap toplumunda hor görülen kadın peygamberimiz tarafından yüceltilmiş ve meşhur veda hutbesinde onların da hakları olduğunu vurgulanarak onlara saygı gösterilmesini istemiştir. Bu hutbe ile kadın haklarının ilk kez ilanı yapılmıştır.

            Türklerde kadının yerine baktığımızda ise; meşhur Türk destanlarından Bozkurt ve Ergenekondaki sembol kurtları dişi olarak görmekteyiz.  Bunlardan birisi Türk soyunu devam ettirecek çocukları emzirmekte diğeri ise Türk toplumuna çıkış yolu için rehberlik etmektedir. Bu iki destanda göze çarpan; kadınlığa saygı ve minnet duyulan ve de önderliği kabul edilen bir anlayışın varlığıdır.

            On dördüncü yüzyıl’da Anadoluyu gezen İbn Battuta seyhatnamesinde şunları yazar; bu yörede (Anadolu) gördüğüm ilginç tutumlardan biri de erkeklerin kadınlara gösterdiği aşırı saygıdır. Bu memlekette kadınlar erkeklerden üstün sayılıyor."

 

            On sekizinci yüzyılda ise, Osmanlı Devletinin İngiliz elçisinin eşi olan Lady Mary Wortley Montagu’nun o dönem yazdığı mektuplarının birisinde Osmanlı Türk kadınları için şu dizeleri yazmıştır. ‘’ Türk kadınlarının en büyük süsü Türk oluşlarıdır. Onlar süslenmek için elmas veya zümrüt takmıyorlar, belki üzerilerinde taşıdıkları o taşları süslemiş ve kıymetlendirmiş oluyorlar. Çünkü her Türk kadını canlı bir inci ve paha biçilmez bir pırlantadır ama anneleri daha önemli’’ şeklinde Osmanlı’daki kadının toplum hatyatındaki önemi hakkında durum tespiti yapmıştır. Çok değil ondan bir asır sonra Gazi Mustafa Kemal Avrupa ülkelerinden çok önce kadına seçme ve seçilme hakkı vererek kadının toplumsal hayatta en az erkek kadar yerini olduğunu eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğunu bildirmiştir. 

            Kadınları fitne olarak göstermek isteyenlere karşın yüce Allah, şerefli yaratık olarak cinsiyet belirtmeden ‘’insanı’’ göstermiştir. Yüce kitabımızda eşlerimizi göz aydınlığı olarak nitelemiş, mümin kadınları ve mümin erkekleri birbirlerinin dostları ve yardımcıları kabul etmiş, ve ahzap süresi 35. ayette ise kadın ve erkeği aynı sıfatlarla eşit sayıda sıralamıştır. Şanı yüce peygamberimiz ise; yediklerinizden onlara da yedirin, giydiklerinizden onlara da giydiriniz, onları dövmeyiniz ve onları kötülemeyiniz demiştir.

 

Kadınlarımızı kötülemek ne örfümüze ne de dinimize ait olan şeyler değildir. Onları aşağılamak, ötekileştirmek ve hakaret etmek olsa olsa cahiliye kalıntılarıdır. Hele biz Türkler canından aziz bildikleri vatanlarını bile Anadolu diye adlandırmış ve uğrunda can vererek yaşatmışız. Bizde kadın kutsaldır, anadır, candır, yardır, eştir, kardeştir saygı duyulan kutsal bir varlıktır.


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.